İzmir'den Sevgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzmir'den Sevgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Göçebe Denizin Üstünde / M.Cevdet Anday

"...
Zamanlar sanki tohumlara saklanmış
Toprakta gıcırdayan salıncaklar.

Deniz, kuş, yağmur ve rüzgar
Ve çarmıha gerilmiş buldum kendimi.

Geçmişle gelecek arasında, düş gibi
Ne eski, ne yeni. Sanki düşüncemizin

En saydam dakikası titriyor
Yok olmuş sularında denizin."

25 Ocak 2013 Cuma

Beyaz Bir Gemidir Ölüm / Behçet Aysan

sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde olurum
kötü geçen bir güzü
ve umutsuz bir aşkı anlatan

rüzgarla savrulan
kağıt parçalarına
yazılmış

dağıtılmamış
bildiriler gibi

uzun bir yolculuğa hazırlanan
yalnız bir yolculuğa.

çünkü beyaz bir gemidir ölüm

siyah denizlerin hep
çağırdığı

batık bir gemi

sönmüş yıldızlar gibidir

yitik adreslere benzer
ölüm

yanık otlar gibi.

Sen bu şiiri okurken
ben belki başka bir şehirde
ölürüm. 



23 Ocak 2013 Çarşamba

Bu Aşk, Bu Şehir, Bu Keder / Behçet Aysan

1. 
hoşça kal ayak izim 
serseri sokaklarda 
hoşça kal 

kendine bir başka 
gökyüzü büyüten

kardeşim

gece feneri

hoşçakal kal çaldığım 

ıslık

söylediğim türkü
doludizgin karlarda.


hoşça kal 

annemin
yüzü

hep beyaz yaşmaklı

sırı dökülmüş bir yalnız
aynada.

hoşça kal

dolunayın
altında

ıhlamur ağaçlarına

kazıdığım
şey

hoşça kal uzaklarda yanan
anızların parıltısı hoşça kal.

2.
bir gün gelecek bu gün de
bir anı olacak nasılsa

oturduğumuz bu masa
bu kum saati, bu rüzgar, bu eski 
komodin

bu kırık
sandalye

bu kelepir yürek
bu aşk 
nasılsa. 

3. 
hoşça kal ayak izim 
serseri sokaklarda 

hoşça kal 

yarım kalmış 
duvar yazıları 

hoşça kal 

bir gün gelecek 
akacak yeraltı suları

hoşça kal

yakut, bezirgan, gön

hoşça kal eski zaman
aktarları

gidiyorum

bu şehri bu yağmuru
bu düşleri

bu aşkı bu kavgayı bu kederi

size bırakarak.





24 Eylül 2012 Pazartesi

Toprağın Çocukları

Haberin verdiği heyecanı seyrederken bulmak için çok zorladım kendimi, olmadı. Dar bir kadro ve sınırlı olduğu çok belli bir bütçe ile çekilmiş. Giriş sahnesindeki derinlik bir daha yok. Sonuna kadar, sahne oyunu gibi ezber cümleler ve bakışlarla çabucak geçti sahneler. 
Devamlılık yok, sabırla ve umutla seyretmeme değecek içe dokunan bir sahne yok.
Yoktan başka bir şey yok filmde.
Köy Enstitüleri bu kadar sığ içerikli değildi bana anlatılanlardan anladığım kadarıyla...

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Hala "Dünya Yalan Söylüyor"



"hiçbir şey söyleme, duymam, anlamam
hayat bir mucize, düşer zaman zaman
yardım et ruhum, yardım et bana
sesini ben duydum, çok var hiç duymayan"

22 Nisan 2012 Pazar

17.İzmir Kitap Fuarı







Geçmiyor Günler
"Burda çiçekler açmıyor
Kuşlar süzülüp uçmuyor
Yıldızlar ışık saçmıyor
Geçmiyor günler geçmiyor..."




30 Nisan 2010 Cuma

Günaydın Funda

İlk başlarda anlatılan öyküden çok  (kitapta her ne kadar F... olarak geçse de Foça olduğunu düşündüğüm) olayın geçtiği yer ve oradaki günlük yaşam ilgimi çekti.
Bir de kitabın adı.

Bir efsaneye göre:
"Her kim ki; Foça'da nerede olduğu bilinmeyen Karataş'a basar ise; basireti bağlanır ve içinde bir yerlerde Foça'ya yerleşme ve hep burada olma isteğini bulur. Yolu nereye giderse gitsin, Karataş'a basan kişi bir gün mutlaka Foça'ya geri dönecektir..."
Kaynak:foca.bel.tr

Fotoğraf : Metin Erinc panoromio.com

28 Nisan 2010 Çarşamba

Bahar Konseri - İzmir

Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi TSM Korosu, Şef Betül Er
Bahar Konseri 27 Nisan 2010 İzmir

26 Nisan 2010 Pazartesi

Siyah Beyaz

Oyuncu kadrosu çok iyi, mekan çok iyi. Duvarları siyah beyaz fotoğraflarla dolu bir barın çeyrek tablasında yanyana oturmuş orta yaşı aşmış beş kişi. Bu imkanlarla daha derinlikli bir film olabilirdi.

17 Mart 2010 Çarşamba

Büyüdüm - Aslı Melek

Artık büyüdüm,
susayınca oyun sonunda
eve koşamam

korkmam artık geceleri perde kıpırtısından

kalbim kırılınca
acı duyunca
elim kanayınca şikayet edemem

sevinemem menekşeler açınca
yavru kedileri saklayamam kömürlükte

börülce istemem illa öğle yemeklerinde
turuncu kıyılara gidemem artık akşamları

peşinde koşamam imkansızın
umut dileyemem meleklerden
geri isteyemem artık gideni aydededen

bilirim çocuklar yas tutamazlar
ama ben çocuk değilim
artık büyüdüm anne

Annemin Anısına...

8 Şubat 2010 Pazartesi

Gidersen Yıkılır Bu Kent - Ahmet Telli


Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
Üşür müydük nar çiçekleri ürperirken

Gidersen kim sular fesleğenleri
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca

Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
Sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor
Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
Birde seni ekliyorum susuşlarıma

Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
Adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
Yüreğimize alırız onları, ısıtırız
Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam

Gidersen kar yağar avuçlarıma
Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar
Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
Bir tufan olurum sustuğun her yerde

19 Ocak 2010 Salı

Dario Moreno Sokağı




Dario Moreno'nun Vasiyeti
"İzmir, tatlı ve sevgili şehrim.
Birgün şayet senden uzakta
ölürsem; beni sana getirsinler.
Fakat; mezarıma götürürken ÖLDÜ demesinler
UYUYOR desinler, koynunda tatlı İZMİR'im."

18 Ocak 2010 Pazartesi

Pasaport Kahvesi - Ahmet Telli


İzmir, Fotoğraf : Aslı Melek

Kıyıda, taşın üstünde
oturmuş denize bakıyor
Kimse konuşmuyor onunla
ne rüzgâr ne de izmir

Gün bitiyor ve lacivert
sözcükler çekiliyor
susuşların ipek ağıyla

Az ötede pasaport kahvesi
- Gel, bir bardak çay içelim
diyor bütün gün beklenen

Bulut suya değiyor
su zamana
ve yalnız çakıltaşları
değil aşınmakta olan

Batık bir gemi
gibi uzaklaşırken ordan
yakamozlar kalıyor geride
balkıyan acılar gibi

Eskiyen neydi günboyu
yaşanan neydi
hangi bıçağı biledi deniz

Işıklar sönüyor kıyıda
ve burkulan bir yürekle
çekip gidiyor bu kentten