22 Şubat 2010 Pazartesi

Sen Özelsin - Aslı Melek

Dönüp duran saniyeler boyu usanmadan
konuşur, anlatır zamana bakmadan.
Anları fotoğraf gibi yaşayıp, geleceğe yazarak,
unutmadan.

Bu kıyı, bu ağaç ve bu sandalye
ve güneş oradayken, o ışıklarla çok güzel.
Esen rüzgar ve martı sesleri ile
kış gününün güneşli sabahı
ve kaya dibindeki kedi çok özel.

Kedi seslenir:
“Yaz bunu geleceğe, bu sabah çok güzel
sen ve bu an çok özel.”

12 Şubat 2010 Cuma

Aşkı Yenen Kader - Aslı Melek


Yetmiş beşte meydan ışıklarının altında
otuz yıl sonra yirminci katta, yukarıda

yetmiş beşte yıldızların altında
otuz yıl sonra fiber optiklerin ışığında

otuz yıl önce “hey ahbap” şarkılarıyla.
gün ışığında keskin kahve molası
şimdi ılık napoliten melodilerle, gece ve şarap

yıllar önce mangal bir yürekle, gelecek kaygısı
bugünlerde tıkanmış damar yolu ve nostalji

o yıllarda kıyasıya dostluklarla, aşktan uzakta
yıllar sonra inadına aşk ve özgürlük

Venüs’e karşı Fortuna -aşkı yenen kader-
bugün ve sonsuza kadar, kaderin üstünde
ölümsüz aşkla, doğa

11 Şubat 2010 Perşembe

Yaz - Aslı Melek

Ne kadar çok yaz
yapraklar kurumadan
sular çekilmeden yaz
yollarını toz basmadan yaz
güneşe bakarken çiçekler
gün bitmeden yaz
ellerin titremeden yaz
kalp ağrıları basmadan yaz
nasıl acı çekiyorsan onu yaz
neyi seviyorsan onu yaz
sabah saatlerini yaz
günbatımını yaz
yaz bitmeden yaz
31.12.2004
Fotoğraf : Aslı Melek

10 Şubat 2010 Çarşamba

Ayrıldığımızı Söyler Kar - Aslı Melek

Görünmezi ortaya çıkarır kar
daha önce fark edilmeyeni
altını çizer ayrıntıların
     o parmaklık ne kadar güzelmiş
     eski demir döküm
     o duvar orada mıydı bunca zaman
     bahçeyi kapatıyormuş
     o sokak levhası yeni mi kondu
     bu yola girilmezdi

Sınırları çizer kar
ayrıldığımızı söyler
karda kopar bağlar iç içe olduğumuz
elimizi bırakır
daha sağlam basarız yere
tek başına kalınca


Kar aydınlatır her şeyi
girilmez sokakları çıkarır ortaya
kayboluruz
birden geçmiş bulur bizi
beyaza kusar nefretini
batarız
çamura döner altımızda zemin


Kar kör eder insanı
sevgi kalmadıysa bakışlarımızda
el yordamıyla gider hayatımız
tutunamadan
yaslanamadan
bağlanamadan

8 Şubat 2010 Pazartesi

Gidersen Yıkılır Bu Kent - Ahmet Telli


Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
Sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
Biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
Üşür müydük nar çiçekleri ürperirken

Gidersen kim sular fesleğenleri
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca

Sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
Sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor
Bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
Adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
Öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
Birde seni ekliyorum susuşlarıma

Selamsız saygısız yürüyelim sokakları
Belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
Geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
Adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
Yüreğimize alırız onları, ısıtırız
Gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam

Gidersen kar yağar avuçlarıma
Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar
Fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
Durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
Ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
Menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
Bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
Yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

Bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
Sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
Bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
İsyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
Devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
Bir tufan olurum sustuğun her yerde